8 Yaş Masalları ve Hikayeleri Oku

Sakız Ağacının Unuttuğu Koku

Fıstıkdere köyünde her sabah birbirinden güzel kokular dolaşırdı. Taş fırından çıkan sıcak ekmek, bahçelerde açan hanımelileri, yağmurdan sonra ıslanan toprak… Fakat köyün ortasındaki yaşlı sakız ağacı hiçbir koku yaymaz olmuştu.

Oysa bu ağaç, köyün en sevilen ağacıydı. İlkbaharda çiçeklerinin kokusu pencerelerden içeri girer, yazın gölgesinde çocuklar oyun oynar, sonbaharda dallarından düşen küçük sakız parçaları tatlı bir nane gibi kokardı. Kışın bile gövdesinin çevresinde ferah bir koku kalırdı.

Bir sabah sekiz yaşındaki Suna, ağacın altında otururken gövdenin içinden incecik bir ses duydu.

“Kokumu kaybettim,” diyordu ağaç. “Onu bulamazsam dallarım baharda çiçek açmayı unutacak.”

Suna hemen ayağa kalktı. “Kokunu nerede kaybettiğini hatırlıyor musun?”

“Hatırlamaya çalışıyorum,” dedi ağaç. “Bir zamanlar herkes gölgemde güzel anılar biriktirirdi. Sonra insanlar acele etmeye başladı. Kimse yanıma oturmadı, kimse eski hikâyeleri anlatmadı. Belki kokum da o anıların arasında kayboldu.”

Suna, ağacın kokusunu bulmaya karar verdi. Yanına küçük bir bez torba, bir defter ve kırmızı kapaklı bir kalem aldı. Önce köyün en yaşlı sakini Nimet Nine’ye gitti.

“Sakız ağacının kokusunu hatırlıyor musun?” diye sordu.

Nimet Nine gülümsedi. “Elbette. Bir yaz günü, ağacın altında torunlarıma masal anlatmıştım. Rüzgâr yaprakları sallarken kokusu, taze nane ile güneşte ısınmış tahta sandığın kokusuna benziyordu.”

Suna bunu defterine yazdı. Sonra fırıncı Rıza Usta’nın yanına uğradı. Rıza Usta, ağacın eskiden ekmeklerini nasıl kabarttığını anlattı. “Sabahları dallarından gelen koku, sıcak ekmeğin üstündeki susamları bile daha güzel kokuturdu,” dedi.

Suna, bez torbasına biraz nane, tahta talaşı ve susam koydu. Ancak torba hâlâ ağacın yanında sessizce duruyordu.

Bu kez okulun bahçesine gitti. Arkadaşları Yağız, Belinay ve Doruk’a yaşlı ağacın derdini anlattı. Çocuklar birbirinden farklı anılar getirdi. Yağız, ağacın altında ilk kez ip atlamayı öğrendiğini söyledi. Belinay, yağmurdan kaçarken ağacın geniş dalları arasına saklandığını anlattı. Doruk ise dedesiyle orada satranç oynadığı günü hatırladı.

Her anı söylendiğinde ağacın yaprakları hafifçe titriyordu. Fakat henüz koku ortaya çıkmamıştı.

Suna biraz düşündü. “Belki de ağacın ihtiyacı yalnızca hatırlanmak değildir,” dedi. “Belki güzel anılar yeniden yaşanmalıdır.”

Çocuklar köy meydanına gidip herkesi ağacın altında buluşmaya çağırdı. O gün fırıncı sıcak ekmek getirdi, Nimet Nine eski masalını anlattı, çocuklar oyun oynadı. Köy halkı birbirine küçük ikramlarda bulundu. Kimse acele etmedi. Telefonlar ceplerde kaldı, işler bir süre bekledi.

Gün batarken Suna, ağacın gövdesine elini koydu. Derin bir nefes aldı. Önce nane kokusu duyuldu. Ardından sıcak ekmek, yağmur sonrası toprak ve güneş görmüş tahta kokusu meydana yayıldı. Sonra bunların hepsine benzeyen ama hiçbirine tam olarak benzemeyen yumuşacık bir koku yükseldi.

Yaşlı ağaç dallarını neşeyle salladı. Küçük beyaz çiçekler birer birer açmaya başladı.

“Kokumu buldun,” dedi ağaç.

Suna başını iki yana salladı. “Hayır, onu hepimiz yeniden yaptık.”

O günden sonra Fıstıkdere’de her cuma akşamı insanlar sakız ağacının altında buluştu. Kimi hikâye anlattı, kimi şarkı söyledi, kimi de sessizce gökyüzünü izledi. Yaşlı ağacın kokusu hiç kaybolmadı; çünkü köylüler, güzel şeylerin yalnızca saklanınca değil, paylaşıldıkça büyüdüğünü öğrendi.

Suna ise defterinin son sayfasına şu cümleyi yazdı: “Bazı kokular çiçeklerden değil, birlikte geçirilen güzel zamanlardan doğar.”

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu