Üç Nar Tanesiyle Açılan Kapı

Bir zamanlar, dağların denize usulca yaslandığı, evlerin damlarında kurutulmuş otların koktuğu küçük bir köy varmış. Bu köyde Sedef adında, meraklı ve yardımsever bir kız yaşarmış. Sedef’in en sevdiği yer, köyün dışındaki eski taş duvarın yanıymış. Duvarın dibinde yıllardır kimsenin ilgilenmediği, dalları göğe doğru eğilmiş bir nar ağacı dururmuş.
Bir sonbahar sabahı Sedef, ağacın altında üç parlak nar tanesi bulmuş. Taneler öylesine kırmızıymış ki sanki içlerinde minik gün batımları saklıymış. Sedef onları avucuna alıp eve götürmüş. O sırada yaşlı büyükannesi, ocağın başında yün eğiriyormuş.
Bu taneleri saklama, demiş büyükanne. Toprak, kendisine güveneni hiçbir zaman unutmaz.
Sedef bahçede üç küçük çukur açmış. İlk taneyi evin önüne, ikincisini köy çeşmesinin yanına, üçüncüsünü de yıllardır kullanılmayan değirmenin arkasına ekmiş. Üzerlerine su dökerken her biri için güzel bir dilek dilemiş. Birinci taneye köyde kimsenin aç kalmamasını, ikincisine çeşmenin yeniden şırıldamasını, üçüncüsüne de insanların birbirlerini dinlemeyi öğrenmesini dilemiş.
Toprağın Fısıltısı
Ertesi sabah ilk çukurun yerinde incecik bir filiz yükselmiş. İkinci çukurda gümüş renkli bir yaprak açmış. Üçüncü çukur ise bomboş görünüyormuş. Sedef toprağı eşelemek istemiş ama büyükannesinin sözünü hatırlayıp beklemeye karar vermiş.
Günler geçmiş. İlk filiz büyüyüp nar ağacına dönüşmüş; dallarında meyveler belirmiş. Sedef, narları yalnızca ailesine değil, köydeki herkese dağıtmış. O günden sonra köylüler, kimin sofrasında eksik varsa ona bir tabak yemek götürmeye başlamış. Böylece Sedef’in ilk dileği gerçekleşmiş.
Çeşmenin yanındaki gümüş yapraklı filiz de kısa sürede uzamış. Kökleri taşların arasına girip tıkanmış eski su yolunu bulmuş. Bir sabah çeşmeden berrak su akmaya başlamış. Çocuklar sevinçle kovalarını doldurmuş, yaşlılar gölgede oturup suyun sesini dinlemiş. İkinci dilek de gerçekleşmiş.
Fakat değirmenin arkasındaki toprak hâlâ sessizmiş. Köylüler bu duruma gülüp Sedef’e, bazı dileklerin fazla büyük olduğunu söylemişler. Sedef üzülmüş ama vazgeçmemiş. Her akşam oraya gidip toprağa bir fincan su döküyor, sonra da gün içinde duyduğu güzel bir sözü fısıldıyormuş.
Gizli Kapının Ardında
Bir akşam, köyde iki kardeş arasında anlaşmazlık çıkmış. Biri eski bir sepetin kendisine ait olduğunu, diğeri ise sepeti kendisinin ördüğünü söylüyormuş. Herkes kendi fikrini anlatıyor, kimse karşısındakini dinlemiyormuş. Sedef, tartışmanın ortasına girip sessizce şöyle demiş:
Önce biriniz konuşsun, öteki yalnızca dinlesin. Sonra yer değiştirin.
Kardeşler bunu denemiş. Bir süre sonra sepetin sapını birinin, gövdesini diğerinin yaptığı anlaşılmış. Sepeti birlikte kullanmaya karar vermişler. O anda değirmenin arkasından yumuşak bir çıtırtı duyulmuş.
Sedef koşarak oraya gitmiş. Üçüncü çukurdan çıkan filiz, taş duvarın içinden kıvrılarak yükselmiş ve üzerinde tek bir nar yetişmiş. Nar yere düşünce kabuğu kendiliğinden açılmış. İçinden üç nar tanesi değil, eski bir anahtar çıkmış.
Anahtar, değirmenin duvarında sarmaşıkların ardında saklanan küçük bir kapıya uyuyormuş. Sedef kapıyı açınca içeride raflarla dolu yuvarlak bir oda görmüş. Raflarda köy halkının yıllar önce birbirine verdiği ama zamanla unuttuğu sözler yazılıymış: bir komşuya yardım etme sözü, kırılan oyuncağı onarma sözü, hasta birini ziyaret etme sözü…
Sedef bu sözleri köylülere okuyunca herkes biraz utanmış, sonra eksik bıraktığı iyilikleri tamamlamaya koyulmuş. Kimi çatısı akan komşusunun evini onarmış, kimi yalnız yaşayan yaşlıya her sabah uğramış, kimi de uzun zamandır konuşmadığı kardeşinden özür dilemiş.
O günden sonra köyde anlaşmazlık çıktığında insanlar önce dinlemeyi öğrenmiş. Eski değirmen yeniden çalıştırılmış; un öğütüldükçe taşların arasından nar çiçeği kokusu yayılmış. Sedef ise üç ağacın bakımını sürdürmüş. Büyükannesi ona, en değerli anahtarın demirden değil, anlayıştan yapıldığını söylemiş.
Yıllar sonra Sedef büyüyüp köyün en sevilen öğretmeni olmuş. Çocuklara üç nar tanesinin sırrını anlatırken her defasında aynı cümleyi eklemiş: Bir iyilik toprağa atılan küçücük bir tohumdur; sabırla beklenirse bütün bir köyü gölgelendirir.

