Tersine Yağan Yağmurun Şarkısı

Gümüşova’da yağmur, diğer yerlerdeki gibi gökten yere düşmezdi. Her damla, çimenlerin ucundan havalanır, gümüş iplikler gibi bulutlara geri dönerdi. Bu yüzden köyün kuyuları boş, bahçeleri susuz kalmıştı. İnsanlar kovalarını göğe kaldırıyor, fakat tek bir damla bile yakalayamıyordu.
Köyde yaşayan on yaşındaki Miraç, yağmurun neden tersine aktığını merak ederdi. O, eski eşyaların içindeki sesleri duyabilen bir çocuktu. Bir kaşığın sevincini, tahta sandığın sabrını, paslı bir anahtarın özlemini anlayabilirdi. Bir sabah, büyükannesinin tavan arasında duran kırık bir müzik kutusundan incecik bir tını işitti.
Miraç kapağı açınca kutunun içinde mavi bir tohum buldu. Tohum konuşarak, “Beni Bulut Kuyusu’na götürürsen yağmurun sırrını öğrenirsin,” dedi. Miraç, tohumun sesini duyduğunu kimseye söylemeden yola çıkmadı. Önce büyükannesine danıştı. Büyükannesi ona sarılıp, “Merakın iyiyse, cesaretin de paylaşmayı biliyorsa yolun aydınlık olur,” diye öğüt verdi.
Bulut Kuyusu, köyün kuzeyindeki taşlık tepelerin ardındaydı. Miraç yolda üç tuhaf dost edindi: Kuyruk yerine küçük bir pusula taşıyan Saye adlı tilkiyi, kanatları kâğıttan yapılmış Vinko’yu ve cebinde gökkuşağı renkleri saklayan minik dev Pırpır’ı. Saye yön buluyor, Vinko yükseklerden çevreyi gözlüyor, Pırpır da karanlık patikalara renk serpiyordu.
Üç arkadaş, gün batımında kuyunun başına ulaştı. Kuyunun içinde su yerine dönen bulutlar vardı. Her bulutun üzerinde farklı bir nota parlıyordu. Miraç, müzik kutusundaki tınıyı tekrarlayınca kuyudan yaşlı bir ses yükseldi: “Gümüşova’nın yağmuru, yıllar önce söylenmesi gereken bir şarkı yarım bırakıldığı için yolunu şaşırdı.”
Ses, şarkının üç bölümünü bulmaları gerektiğini anlattı. Birinci bölüm, yankısını kaybetmiş taş mağaradaydı. İkinci bölüm, yalnızca neşeli bir kalbin görebildiği göl kıyısında saklıydı. Son bölüm ise kimsenin tek başına taşıyamayacağı kadar ağır bir sessizliğin içindeydi.
Mağarada Miraç, duyduğu her sözü geri söyleyen yankısız bir duvar buldu. Vinko kanatlarıyla duvara ritim tuttu, Saye kuyruğundaki pusulayı taşlara dokundurdu. Miraç da mağaraya kendi korkusunu anlattı. Duvar, korkuyu saklamak yerine paylaşmanın onu hafiflettiğini anlayınca ilk melodiyi geri verdi.
Göl kıyısında hiçbir şey görünmüyordu. Pırpır komik bir dans yapınca Miraç ve Saye kahkahaya boğuldu. O anda suyun üzerinde altın renkli bir nota belirdi. Miraç notaya dokunmadı; onu arkadaşlarıyla birlikte dinledi. Nota, neşenin tek kişinin gülüşü değil, birlikte kurulan güzel bir an olduğunu fısıldadı.
Son bölüm için üç arkadaş kuyunun dibine döndü. Orada büyük, ağır ve sessiz bir taş duruyordu. Miraç taşı kaldırmaya çalıştı, başaramadı. Saye yönünü, Vinko kanadını, Pırpır renklerini ona verdi. Böylece taş hafifledi. Taşın altında, köydeki herkesin yıllardır söylemek isteyip susturduğu sözler vardı: “Suya ihtiyacımız var, birbirimize yardım etmeliyiz.”
Miraç bu sözleri yüksek sesle söyledi. Sesi kuyuda döndü, üç melodiyle birleşti ve gökyüzüne yükseldi. Bulutlar önce şaşkınlıkla titredi, sonra yönlerini değiştirdi. Gümüş damlalar bu kez toprağa doğru süzülmeye başladı. Köylüler meydanda toplanıp kovalarını değil, ellerini göğe kaldırdı.
Ertesi gün Gümüşova’da herkes su kanalları kazdı, bahçeleri birlikte suladı. Miraç ise müzik kutusunu köy meydanına koydu. Kutu artık yalnızca yağmur yağdığında çalmıyordu; biri yardım istediğinde, bir başkası onu dinlediğinde ve insanlar güzel bir sözü paylaşmayı hatırladığında da tatlı bir ezgi yayıyordu.
O günden sonra köyde yağmurun yönünü kimse unutmadı. Miraç da şunu öğrendi: Bazı büyüler gökyüzünde değil, insanların birbirine uzattığı küçük ellerde saklanır. Gümüşova’nın bulutları her bahar döner, fakat en güzel şarkı, dostların birlikte söylediği şarkı olurdu.




