
Bir Vadi ve Tek Gözlü İnsanlar
Uzak bir vadide, gökyüzüne yaslanmış kayaların arasından gizemli bir köy yükselirdi. Bu köyde yaşayanlar, diğer insanlardan farklıydı: alınlarının tam ortasında, parlak ve meraklı bir gözleri vardı. Onlar kendilerine “tepegözler” derler, sesleri rüzgâr gibi hafif, adımları toprak kadar sağlam olurdu.
Günlerden Bir Gün
Köyün çocukları, büyüklerin anlattığı eski masalları dinleyerek büyürdü. Masallarda tepegözler cesur, kimi zaman huysuz, ama çoğunlukla meraklı yaratıklar olarak anlatılırdı. Bir sabah, köyün en gençlerinden olan Mina okul yolunda tuhaf bir iz buldu: yerden çıkan minik parıltılar, esrarengiz bir yoldan köyün yakınlarındaki ormana doğru gidiyordu.
Mina’nın Merakı
Mina, izleri takip etti. Yol, şakır şakır akan bir derenin yanından geçip yosunlu taşlara, ardından eski bir çınarın dibine varıyordu. Çınarın gölgesinde, el yapımı küçük bir muzik kutusu buldu. Kutunun kapağında bir tepe biçiminde göze benzeyen oyma vardı. Mina kutuyu açınca içinden yumuşak bir melodi yükseldi ve rüzgâr aniden durdu; sanki köyün içinde uyuyan bir şey o melodiyi bekliyordu.
Tepegözlerin Sırrı
Köy meydanına geldiğinde herkes toplanmıştı. Yaşlı Alim, Mina’nın elindeki kutuya baktıktan sonra yüzünde hem şaşkınlık hem de hafif bir hüzün belirdi:
- “Bu kutu, eski günlerden kalma bir hatıra,” dedi Alim. “Çok eskilerde, tepegözler bir araya gelip senlikler yapar, dünyayı dinlerlerdi. Her melodi, bir arkadaşlığın öyküsünü saklardı.”
- “Peki ya sonra?” diye sordu diğerleri.
- “Zamanla kutular kayboldu, melodiler unutuldu. Bazıları ise ormanda saklandı; yalnızca saf yürekli biri tekrar bulursa çalardı.”
Gizemli Konuk
O gece, köyün yukarısından bir gölge süzüldü. Uzun bir gövde, tek gözün parıltısı… Bir tepegöz, köyün sınırına kadar gelmişti. Fakat kimse korkmadı; çünkü tepegözün duruşunda yorgun bir hüzün vardı. Mina müzik kutusunu açtı ve melodi tekrar çalınca tepegöz yavaşça diz çöktü.
“Bu melodi beni çağırdı,” dedi tepegöz, konuşması insanlara benzer ama daha derin bir tınlama taşırdı. “Biz bir zamanlar çok sevinçliydik. Fakat birbirimizi yanlış anladık, uzaklaştık. Gözüm tek, ama kalbim çok yönlü. Artık yalnızım.”
Birlikte Öğrenmek
Köylüler ve tepegöz arasında bir sessizlik oldu. Sonra Alim öne çıktı:
- “Hikâyeler bizi ayırdıysa, şimdi yeni bir hikâye yazalım.”
- “Senin şarkını dinleyelim, kendi şarkılarımızı paylaşalım.”
Böylece başlangıç oldu. Herkes en sevdiği şarkıyı, en komik anısını veya en büyük korkusunu paylaştı. Tepegöz de çocukluğundan, tepeye tırmandığı günlerden, bir kardeşini kaybettiği bir fırtınadan söz etti. Konuştukça, gözlerindeki yalnızlık yumuşadı; kulaklarında yeni melodiler çınlamaya başladı.
Köyün Yeniden Nefesi
Günler geçtikçe tepegöz, köy için bir bekçi gibi çalıştı. Geceleri yıldızları sayacak, gündüzleri ise boynu bükük ağaçları onaracak kadar nazikti. İnsanlar da ona yemek yapmayı, pencereleri tamir etmeyi öğretti. İki dünya, yavaş yavaş birbirine ısındı.
Öğrenilen Ders
Tepegözlerin dillere destan hikâyesi böyle başladı: anlaşmazlıklar ve kuşkular bir araya gelince büyür, ama merak ve paylaşım köprüler kurar. Küçük bir melodi, büyük bir dönüşüme önayak oldu; yalnızlığı ortak bir masala çevirdi.
Her akşam köyün meydanında bir araya gelenler, farklı seslerden oluşan bir koro gibi kendi öykülerini söylemeye devam ettiler. Ve kim bilir, belki bir gün sen de oradan geçen bir iz bulup, bir müzik kutusunu açar; yeni bir dostluk, yeni bir masal başlardı.




