Masallar

Büyücü ve Prenses Masalı

Kule ve Orman

Uzak bir krallığın kıyısında, yosun tutmuş taşlarla örülmüş bir kule vardı. Kule, derin bir ormanla çevriliydi; ağaçların gölgeleri gündüzü, rüzgârın hışırtısı geceleri korurdu. Bu kulede, bir zamanlar âşık olduğu bilgelikten vazgeçmemiş yaşlı bir büyücü yaşardı. Büyücünün yanında, krallığın prensesi değil de merakı otururdu: yeni sorular, yeni yollar arayan bir yürek.

Büyücünün Sırrı

Büyücü, sihirle değil, hikâyelerle ünlenmişti. Gençken uzak diyarlara gitmiş, gördüklerini not etmiş; sonra bu notları sakin bir ustalığa dönüştürmüştü. Kulenin kapısını nadiren açardı. Gelen herkese bilgelik vermez, önce onların neyi öğrenmek istediklerini anlamaya çalışırdı.

Prensesin Sorusu

Prenses, krallığın geleneklerine göre örülü bir varoluşu reddetmiyordu; ama sarayın duvarları yetmiyordu ona. Bir sabah, güneş henüz uyanırken prenses, kimseye haber vermeden kulenin kapısını çaldı. Kapıyı açan büyücü, beklenmedik misafirine önce bir fincan çay ikram etti, sonra sustu ve prensesin neden geldiğini bekledi.

“Sana öğretilenler güzel,” dedi prenses, “ama ben kendime ait bir yol istiyorum. Bilgelik silah mı, kalkan mı olmalı? Hangi değerleri nasıl taşımalıyım?”

Büyücü gülümsedi. “Benim bildiğim, değerlerin taşınma biçimi kişiye özeldir. Ama isteyenin yolu sınavdan geçer. Hazırsan üç soru soracağım. Her biri bir şeyi deneyecek: cesaretini, merhametini ve sabrını.”

Sınavlar

İlk sınavda prenses, ormanın derinliklerine bırakılmış bir paket bulmalıydı. Paket, yanlış ellere geçerse komşu köylerin tarımını bozabilecek bir tohum taşıyordu. Prenses, yolu boyunca zararsız kalan tırtılları, susuz kalmış kuşları gördü. Paket konusunda tereddütleri oldu; ama sonunda onu güvenli bir vadide, eski bir çınarın dibine gömdü. Bu davranış cesareti değildi yalnızca; dünyayı tartma biçimiydi.

İkinci sınavda büyücü, prensesin bir köy çobanıyla konuşmasını istedi. Çoban yaşamını basitçe anlatırken, prenses beklenmedik bir şekilde öğreneceği bir şey buldu: küçük fedakârlıkların büyük etkisi. Çobanın verdiği bir parça ekmek, köylülerin bir gecede umut bulmasını sağlamıştı. Prenses, merhametin işaretlerini aramayı öğrendi.

Üçüncü sınav sabrı ölçtü. Büyücü, prensesi gece boyunca bir nehir kenarında oturmaya çağırdı ve hiçbir konuşma, hiçbir hareket izni vermedi. Zaman ağır akarken prenses kendi düşünceleriyle baş başa kaldı. İlk başta huzursuz oldu; sonra geçmişi ve gelecek kaygılarını bir köşeye bırakıp şu anı dinlemeye başladı. Bu, krallığın mantra gibi verilen altın sözlerini tekrar etmek değil, kendi iç sesiyle uyum sağlamaktı.

Çözüm

Sabahlarken büyücü tekrar çay ikram etti ve prensesin gözlerinde yeni bir usul gördü: hâlâ nazlı, ama karar vermeye hazır. “Sınavları geçtin,” dedi büyücü. “Ama asıl sınav, öğrendiklerini yaşatıp yaşatmayacağındır.”

Prenses saraya döndüğünde göründüğü kadar değişmemişti; yine kraliçenin gülüşünü, danışmanların ciddiyetini taşıyordu. Fakat kararları farklıydı. Tarım arazilerinin su kaynaklarını korumak için komşu köylerle anlaşmalar yaptı. Çobanların sabahtan akşama değin yaptığı fedakârlıkları görünür kıldı; küçük girişimlerin desteklenmesi için sarayın hazinesinden küçük fonlar ayırdı. Ne zaman bir sorun çıkarsa, önce köylünün, sonra sarayın vicdanını dinledi.

Masalın Öğretisi

Bu masal, sihirden çok seçme gücünü, büyüden çok anlayışı yüceltir. Büyücü bir bilgelik kaynağıydı ama asıl sihir prensesin kendi seçimlerinde, sabrında ve başkalarına duyduğu saygıda saklıydı. Kule, orman ve nehir değişmedi; değişen, bir kişinin neyi değer verdiği oldu.

Dinleyenlere bırakılan not: Bilgelik dışarıdan gelmezse bile, doğru soruları sormak bir kapıyı aralar. Kimi zaman yanıt bir destan olmaz; bir tohumun güvenliğine karar vermek, bir ekmeği paylaşmak ya da sessizce beklemektir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu