Hikaye OkuHikayeler

Küçük Hazar Hikayesi

Sabahın İlk Işıkları

Hazar her sabah olduğu gibi erkenden uyanmıştı. Pencereden sızan güneş, küçük odasının duvarında sıcak lekeler bırakıyordu. Annesinin çay demlerken çıkardığı hışırtı, evin dışında başlamış olan günlük yaşama dair ilk haberciydi. Hazar sessizce battaniyesini çekiştirdi, ayağa kalktı ve pencereden dışarı baktı. Bahçedeki dut ağacının dalları, hafif rüzgârda usulca sallanıyordu.

Yolculuk

Küçük Hazar’ın en sevdiği yer köyün kıyısındaki sazlık yakınındaki küçük göletti. Oraya giderken taşları saymayı, yol kenarındaki yabani çiçekleri koklamayı ihmal etmezdi. Ayakkabılarını çıkardı, çoraplarını suya soktu; su soğuktu ama Hazar buna alışıktı. Gölette, suyun yüzeyi ayna gibi duruyor; gökyüzünün parçalarını, bulutları ve bazen de küçük kuşların yansımalarını taşıyordu.

Bir Yüzme Oyunu

Hazar, suyun kenarına oturup elleriyle küçük tekneler yapmaya başladı. Yapraklardan, çam iğnelerinden, hatta zaman zaman annesinin unuttuğu küçük düğmelerden tekneler yapar ve suya bırakırdı. Her teknede farklı bir hikâye olurdu: birinde denizciler uzak diyarlara yolculuğa çıkar, diğerinde bir prensesin kayıp anahtarı bulunurdu. Bugün yaptığı tekne, rüzgârın onu hızlandırdığını söyleyen bir macera vaat ediyordu.

Beklenmedik Misafir

Hazar teknelerini izlerken su kıyısında kıpırdanan küçük bir şey fark etti. Yaklaştığında bunun yaralı bir serçe olduğunu gördü. Kanadı hafifçe buruşmuş, titriyordu. Hazar, serçenin rahatsız olmaması için yavaşça davrandı. Annesini çağırmayı düşündü ama önce kendisi yardım etmek istedi. Gömleğinin ucuyla serçeyi nazikçe sardı ve onu güvenlice çalılıklara götürdü.

Şefkat

Evden getirdiği küçük kutuda serçeyi dinlendirdi. Serçe, Hazar’ın fısıltılarıyla sakinleşti; çocuk, hayvanlara dair bildiği bütün küçük bakim ritüellerini uyguladı: su verdi, mısır tanesi bıraktı, hafifçe sıcak nefesiyle kanadın etrafını nemlendirdi. Annesi eve geldiğinde Hazar’ı böyle buldu; gözleri hem umut hem de biraz endişe doluydu. Annesi sakin bir sesle, ‘‘Belki de bir veteriner görmeliyiz,’’ dedi. Hazar, bir an durdu ve sonra başını salladı. ‘‘Bekleyelim,’’ dedi, ‘‘Belki yalnızca dinlenmesi gerekir.’’

Akşamüstü ve Öğrenilenler

Gün ilerledikçe serçe güçlendi. Hazar her fırsatta kutunun yanına gider, ona küçük şarkılar mırıldanırdı. Saatler sonra serçe denemek istedi; kanadını iki kez çırptı ve kısa bir süreliğine Hazar’ın parmağı üzerinde dursa da sonunda çalılıkların üzerine doğru uçarak gölete doğru süzüldü. Hazar peşinden koşmadı; olduğu yerde durup onu izledi. İçinde tuhaf bir boşluk ve aynı zamanda büyük bir mutluluk hissetti. Serçenin uçması, Hazar’ın elinden özgürlüğe bıraktığı bir şeydi sanki.

Geri Dönüş

Güneş batarken Hazar evine döndü. Cepte annesinin verdiği küçük bir taş vardı; daha önce gölet kıyısında bulduğu, yüzeyi pürüzsüz, göze hoş gelen bir taştı. Taşı parmağında hissederken günün tüm görüntüleri gözünde canlandı: tekneler, serçe, annesinin sesi. O akşam yemeğinde ailesiyle birlikte otururken Hazar kısa bir sessizlikten sonra, ‘‘Bugün birini özgür bıraktım,’’ dedi. Annesi gülümsedi; babası elini çocuğun saçına değdirdi ve dışarıdaki havanın sessizce geceye dönüşünü dinlediler.

Ufak Bir Hatıra

Gece boyunca Hazar taşı yastığının altına koydu. Ertesi sabah uyandığında, taş yerindeydi; küçük bir hatıra, günün cesur ve nazik anını saklıyordu. Hazar biliyordu ki göletteki küçük tekneler ve yaralı kuşla kurduğu bağ, yalnızca bir gün sürecek şeyler değildi. Öğrendiği şeyler—sabır, şefkat ve bırakmayı bilmek—yanında kalacaktı. Ve her sabah pencereden dışarı baktığında, güneşin ve rüzgârın ona yeni hikâyeler fısıldadığını hissedecekti.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu