Türküler ve Hikayeleri

Bozkırın Sessiz Ezgisini Uyandıran Çömlek

Bozkırın kıyısında, rüzgârın kuru otları dalga gibi salladığı küçük bir köy vardı. Bu köyde insanlar eskiden akşamları avlulara çıkar, sazlarını çalar ve türküler söylerdi. Her türkünün bir hikâyesi olurdu: Biri uzaklara giden bir dostu anlatır, biri yağmur bekleyen toprağı, biri de bayram sabahının sevincini hatırlatırdı. Fakat yıllar içinde köyün en eski türküsü unutulmuş, onu bilenlerin sesi de giderek incelmişti.

Köyde Lalin adında meraklı bir kız yaşardı. Lalin, çömlekçi olan dedesi Sancar’ın yanında çalışırdı. Çamuru yoğururken içinden mırıldanmayı sever, yaptığı her testiye farklı bir desen çizerdi. Bir gün, dedesinin atölyesindeki tozlu sandığın altında küçük, çatlak bir çömlek buldu. Çömleğin üzerinde birbirine uzanan yedi ince çizgi vardı.

“Bu çizgiler neyi anlatıyor?” diye sordu Lalin.

Sancar Dede çömleği dikkatle eline aldı. “Bu, köyümüzün eski türküsünün işareti,” dedi. “Eskiden her dizesi başka bir evde söylenirmiş. Türküyü tamamlamak için yedi kişinin sesini bir araya getirmek gerekirmiş. Ancak kimse hangi ezginin ardından hangisinin geldiğini hatırlamıyor.”

Lalin’in gözleri parladı. “O hâlde türküyü birlikte arayabiliriz.”

Ertesi sabah küçük çömleği heybesine koyup köyü dolaşmaya başladı. İlk olarak değirmenci Numan Amca’ya gitti. Numan Amca, un çuvallarını dizerken eski bir dörtlük hatırladı. Sözlerinde sabah rüzgârı ve dönen değirmen taşları vardı. Lalin bu sözleri çömleğin ilk çizgisinin yanına yazdı.

Sonra yamaçtaki arılıkta çalışan Feride Teyze’yi buldu. Feride Teyze, arıların vızıltısını dinleyerek türkünün ikinci bölümünü anımsadı. Bu bölümde çiçeklerin açması ve çalışkan ellerin sevinci anlatılıyordu. Üçüncü dizeyi ise köyün terzisi Rauf Usta söyledi. Onun hatırladığı ezgi, gurbetten dönen bir kardeş için dikilen renkli bir yelekten söz ediyordu.

Lalin her duyduğunu dikkatle not etti. Kimi sözler birbirine uyuyor, kimi ezgiler ise sanki başka bir türkünün kapısını çalıyordu. Yine de vazgeçmedi. Çünkü türküler ve hikayeleri, yalnızca eski sözlerden oluşmazdı; onları söyleyen insanların anıları da ezginin bir parçasıydı.

Dördüncü çizginin sırrını köyün en yaşlı sakini Nergis Nine çözdü. Lalin’i dut ağacının altına oturttu ve çocukken duyduğu bir nakaratı söyledi. Ardından, bu nakaratın her hasat sonunda bütün köy tarafından tekrarlandığını anlattı. Beşinci bölüm, köy okulunun eski öğretmeni Veli Bey’in defterinde bulundu. Altıncı ezgiyi de küçük kardeşlerin ninnilerinden öğrendi. Çünkü ninniyi söyleyen anneler, türkünün unutulan ritmini farkında olmadan korumuştu.

Geriye yalnızca yedinci çizgi kalmıştı. Lalin günlerce düşündü. Sonunda çömleği avlunun ortasına koyup herkesin duyduğu sesleri dinlemeye başladı. Değirmenin ritmi, arıların vızıltısı, iğnenin kumaşa dokunuşu, dut yapraklarının hışırtısı ve çocukların gülüşü aynı akşamda buluştu. Lalin, türkünün son bölümünün tek bir kişiye değil, köyün bütün seslerine ait olduğunu anladı.

O gece büyük meydanda bir şenlik düzenlendi. Numan Amca ilk dörtlüğü söyledi, Feride Teyze ona katıldı. Rauf Usta ritmi elleriyle tuttu. Nergis Nine nakaratı başlattı; çocuklar da annelerinden öğrendikleri ninni ezgisini ekledi. Lalin, Sancar Dede’nin yaptığı yeni çömleğe hafifçe vurunca ses, meydanın her köşesine yayıldı. Böylece yıllardır susan türkü tamamlandı.

Türkünün adı “Yedi Sesten Bir Yurt” oldu. Köylüler, her yıl aynı gün bir araya gelip onu söylemeye karar verdi. Lalin ise çömleklerin üzerine artık yalnızca desen değil, küçük hikâyeler de çizdi. Çünkü herkes şunu anlamıştı: Bir türkü unutulsa bile onu yeniden hatırlayacak bir kalp, dinleyecek bir kulak ve birlikte söyleyecek dostlar mutlaka bulunurdu.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu