Kervan Yolunu Dinleyen Bakır Tas

Kapadokya’nın sıcak kayalarıyla çevrili, üzüm bağları ve badem ağaçlarıyla süslü küçük Ilıcaköy’de Suna adında meraklı bir kız yaşardı. Suna, her sabah annesiyle birlikte tandırın başında ekmek pişirir, sonra köyün çeşmesine su almaya giderdi. Köy çeşmesi, yıllardır kervan yolundan geçen herkese serinlik sunardı. Ne var ki bir yaz sabahı çeşmenin sesi kesildi. Taş oluğun içinden tek damla bile akmıyordu.
Köylüler kovalarını ellerine alıp çeşmenin çevresinde toplandılar. Kimi, “Dağdaki kar erken eridi,” dedi. Kimi, “Belki su başka bir yola sapmıştır,” diye düşündü. Suna ise çeşmenin arkasındaki yabani kekiklerin arasında parlayan bir şey gördü. Eğilip çıkardığında bunun işlemeli, eski bir bakır tas olduğunu fark etti. Tasın kenarında minicik harflerle şu söz yazıyordu: “İyilikle doldurulan kap, yolu bulur.”
Suna tası çeşmenin kuru oluğuna koydu. O sırada köyün yaşlı çömlekçisi Hakkı Usta yanlarına geldi. Tasın üzerindeki desenleri görünce gözleri ışıldadı. “Bu, eskiden kervanlara yol gösteren taslardan biridir,” dedi. “Rivayete göre tas, içine konan suyu değil, söylenen güzel dileği taşır. Ancak dilek yalnızca söyleyen kişiye değil, bütün köye yarar sağlamalıdır.”
Köylüler birer birer tasın başına geçti. Fırıncı Naciye Hanım, “Çocuklar susuz kalmasın,” diye dilekte bulundu. Çoban Cemal, “Hayvanlarımız gölgeli bir yola kavuşsun,” dedi. Hakkı Usta ise, “Kimse elindeki son lokmayı paylaşmaktan çekinmesin,” diye ekledi. Sıra Suna’ya geldiğinde kız bir süre düşündü. Kendisi için yeni bir oyuncak ya da güzel bir elbise isteyebilirdi. Fakat çeşmenin sessizliğini hatırladı ve “Köyümüzün suyu geri dönsün; dönerken herkese paylaşmayı da öğretsin,” dedi.
Tam o anda bakır tasın içinden ince bir çınlama yükseldi. Ses, köyün taş duvarlarında dolaşıp uzaklardaki kervan yoluna kadar gitti. Ardından tasın dibinde küçücük bir su damlası belirdi. Damla büyüdü, gümüş bir ipliğe dönüştü ve çeşmenin arkasındaki toprağa doğru kıvrıldı. Suna ile Hakkı Usta, ipliği izleyerek kurumuş otların arasına vardılar. Orada, yassı bir kayanın altında eski bir su oluğu buldular. Oluğun ağzını taşlar kapatmıştı.
Herkes el ele verip taşları kaldırdı. Çocuklar küçük taşları taşıdı, büyükler ağır kayaları yerinden oynattı. Naciye Hanım çalışanlara sıcak çörekler dağıttı. Cemal, eşeğiyle uzaklardan kova kova su getirdi. Suna da tası hiç bırakmadan derenin kıyısında bekledi. Son taş çekildiğinde yerin altından serin bir şırıltı duyuldu. Su, önce incecik aktı, sonra eski oluğu doldurarak çeşmeye ulaştı.
Çeşme yeniden şarkı söylemeye başlayınca Ilıcaköy’de büyük bir sevinç yaşandı. Fakat bakır tas, herkesin şaşkın bakışları arasında hafifçe parladı ve meydandaki boş bir duvarın önüne doğru yuvarlandı. Duvara değdiği anda tasın desenleri ışıkla çizildi. Ortaya, köyün çevresindeki gizli su yollarını gösteren bir harita çıktı. Hakkı Usta, haritayı dikkatle okuyup köylülerle birlikte küçük göletler ve yağmur olukları yapmayı önerdi. Böylece su yalnızca o gün değil, gelecek yıllarda da korunacaktı.
O günden sonra Ilıcaköy’de her aile, haftada bir kez ortak ambarına bir avuç buğday, bir parça ekmek ya da kullanabileceği bir eşya koydu. Kimse bunu zengin görünmek için yapmadı; çünkü iyiliğin en güzel yanı, sessizce çoğalmasıydı. Bakır tas ise köy meydanında durdu. İçine su konduğunda sıradan bir tas gibi görünürdü, ama biri içtenlikle güzel bir dilekte bulunduğunda kenarındaki desenler usulca ışıldardı.
Suna yıllar sonra köyün su yollarını koruyan bilge bir genç kız oldu. Çocuklara hep şunu anlattı: “Bir kap, paylaşınca boşalmaz. İyilik de böyledir; elden ele geçtikçe büyür.” Kervanlar Ilıcaköy’den her geçtiğinde çeşmeden su içti, bakır tasın yanına küçük bir teşekkür bıraktı. Böylece eski tas, yalnızca yolu değil, insanların kalplerini de aydınlatmayı sürdürdü.




