3 Yaş Masalları ve Hikayeleri Oku

Pofuduk Köyün Gülümseyen Yağmur Kutusu

Pofuduk Köyü’nde evlerin çatısı yuvarlak, pencereleri minicik, bahçeleri ise rengârenk çiçeklerle doluydu. Köyde Ece adında neşeli bir çocuk yaşardı. Ece sabahları uyandığında önce penceresini açar, kuşlara günaydın derdi. Sonra sarı çizmelerini giyip bahçeye çıkardı. Bir gün gökyüzü bembeyaz bulutlarla kaplandı. Bulutlar, sanki kocaman pamuk topları gibi sessizce ilerliyordu.

Ece bahçede dolaşırken çalılıkların arasında yuvarlak, mavi bir kutu gördü. Kutunun üzerinde küçük bir gülümseme resmi vardı. Ece kutuyu eline alınca içinden tıkır tıkır bir ses geldi.

“Acaba içinde ne var?” diye fısıldadı.

Kapağın yanında minicik bir düğme duruyordu. Ece düğmeye dokundu. Kutu birdenbire, “Pıt pıt, yağmur gelsin; şıp şıp, neşe gelsin!” diye şarkı söylemeye başladı. Ardından kutunun içinden iki damla su çıktı. Damla önce Ece’nin burnuna, sonra da çimenlerin üzerine kondu.

Ece kahkaha attı. Çimenler de sanki gıdıklanmış gibi hafifçe sallandı. Kutuyu köyün meydanına götürmeye karar verdi. Meydanda en yakın arkadaşı Badem ile karşılaştı. Badem, beyaz tüylü, yumuşacık bir kuzuydu. Boynunda da mavi bir kurdele vardı.

“Bak Badem, bu kutu yağmur çıkarıyor!” dedi Ece.

Ece düğmeye bastı. Kutudan üç minicik damla daha çıktı. Fakat damlalar yere değer değmez kayboldu. Çiçekler hâlâ susuz, küçük dere hâlâ boştu. Badem başını yana eğdi. Ece de kutuya dikkatlice baktı. Gülümseme resmi solmuş gibiydi.

Tam o sırada köyün bilge bahçıvanı Nine Nergis yanlarına geldi. Elinde büyük bir sulama kabı vardı. Ece ona kutuyu gösterdi.

“Bu, Gülümseme Kutusu,” dedi Nine Nergis. “Yağmurunu yalnızca paylaşanlara gösterir. Bir kişi tek başına bastığında birkaç damla verir. Ama herkes birlikte bir iyilik yaparsa gökyüzünü çağırır.”

Ece hemen çevresine baktı. Meydanda bir sürü iş vardı. Kimi saksılar devrilmiş, kimi çiçekler susamış, kimi taşların üzeri tozlanmıştı. Ece sulama kabını aldı ve çiçeklere su vermeye başladı. Badem küçük burnuyla boş saksıları sıraya dizdi. Nine Nergis de tohumları toprağa yerleştirdi.

Bir süre sonra fırıncı Rıza Amca geldi. Elinde taze ekmekler vardı. Ekmekleri meydandaki herkese paylaştırdı. Ardından terzi Suna Teyze, eski kumaşlardan renkli bayraklar yaptı. İkiz kardeşler Maviş ve Köpük, taşları bir araya getirip küçük bir yol döşedi. Herkes bir iş yaptı. Kimse “Bu benim işim değil,” demedi.

Ece sonunda kutunun düğmesine yeniden bastı. Önce küçük bir pıt sesi duyuldu. Sonra ikinci bir pıt. Derken kutu neşeyle şarkı söylemeye başladı:

“Bir damla sen, bir damla ben, iyilik büyür el ele.”

Gökyüzündeki pamuk bulutlar birbirine yaklaştı. Önce bir damla düştü. Sonra iki damla, üç damla… Yağmur, köyün üzerine yumuşacık bir perde gibi indi. Çiçekler başlarını kaldırdı. Boş dere şırıldamaya başladı. Badem sevinçle zıpladı ve kurdelesi ıslandı.

Ece kutuyu açıp içine baktı. İçeride yağmur yoktu. Yalnızca küçük, parlak bir gülümseme duruyordu. Ece şaşırdı.

“Demek yağmur kutunun içinde saklanmıyormuş,” dedi Nine Nergis. “İyilik yapılan yerde yağmurun yolu kolayca bulunur.”

O günden sonra Gülümseme Kutusu köy meydanında durdu. Her sabah çocuklar, büyükler ve hayvanlar kutunun çevresinde toplanıp birlikte güzel bir iş yaptı. Kimi kuşlara yem verdi, kimi komşusuna yardım etti, kimi de yalnız oturan birine tatlı bir söz söyledi. Kutunun şarkısı her seferinde biraz daha yükseldi.

Ece ise her yağmur yağdığında mavi kutuya bakıp gülümsedi. Çünkü artık biliyordu: Küçücük bir iyilik, kocaman bir mutluluğun başlangıcı olabilirdi.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu