Tavan Arasındaki Tersine Akan Nehir

Kasabanın en yüksek evinde, çatısı rüzgârla şarkı söyleyen eski bir konakta Beren adında meraklı bir çocuk yaşardı. Beren, evin her köşesini tanırdı; yalnızca yıllardır kilitli duran tavan arasına hiç çıkmamıştı. Bir yağmur akşamı, odasının üstünden gelen ince su sesini duydu. Ses, damlalara değil, uzaklardan akan bir nehre benziyordu.
Beren eline küçük bir fener aldı, gıcırdayan merdivenleri tırmandı ve paslı kapıyı itti. Tavan arasında örümcek ağları, eski sandıklar ve kullanılmayan bir çamaşır ipi vardı. Fakat odanın ortasında şaşırtıcı bir şey duruyordu: Tahta zeminin arasından çıkan incecik bir nehir, aşağı değil yukarı doğru akıyordu. Su, tavana yükseliyor, orada gümüş bir çizgiye dönüşerek kayboluyordu.
Nehrin kıyısında, avuç içi kadar camdan bir kayık yüzüyordu. Kayığın içinde yuvarlak, yeşil bir taş ve üzerinde şu sözler yazılıydı: “Aşağıya dönmem için üç kişinin unuttuğu şeyi hatırlat.” Beren taşı eline alınca evin duvarları hafifçe titredi. Tam o sırada kayıkta üç küçük ışık belirdi. Demek nehir, üç unutulmuş şeyi bekliyordu.
İlk Unutulan Şey
Beren ertesi sabah kasabaya indi. Meydanda herkes telaşla dolaşıyordu. Fırıncı Rıza Usta, ekmeklerini eskisi kadar güzel kabartamadığından yakınıyor; terzi Nermin Hanım, renkleri birbirine karıştırıyor; bahçıvan Cemil Amca ise çiçeklerinin neden başlarını eğdiğini anlayamıyordu.
Beren önce Rıza Usta’nın fırınına gitti. Usta, yıllardır ekmek pişirirken hamura bir tutam neşe kattığını, fakat son zamanlarda bunu unuttuğunu söyledi. Beren ondan çocukluğunda yaptığı gibi hamura şekiller vermesini istedi. Rıza Usta önce güldü, sonra bir ekmeği güneş biçiminde yaptı. Fırından çıkan ekmek öyle güzel koktu ki dükkândaki herkes gülümsedi. Yeşil taşın içindeki ilk ışık parladı. Unutulan şey, neşeyle iş yapmaktı.
İkinci Unutulan Şey
Sonra Nermin Hanım’ın dükkânına uğradı. Terzi, müşterilerin yalnızca gri ve kahverengi kumaş istediğini, bu yüzden gök mavisini, papatya sarısını ve erik morunu sandıklara kaldırdığını anlattı. Beren, kasabadaki çocukları çağırıp kumaş parçalarından küçük bayraklar hazırladı. Her çocuk sevdiği rengi seçti. Nermin Hanım, renklerin yan yana gelince birbirini daha da güzelleştirdiğini fark etti.
O gün dükkânın önüne rengârenk bayraklar asıldı. İnsanlar uzun zamandır ilk kez birbirlerinin seçtiği renklere dikkat etti. Taştaki ikinci ışık da yandı. Bu kez unutulan şey, farklılıkları sevinçle karşılamaktı.
Son Işığın Sırrı
Geriye yalnızca Cemil Amca kalmıştı. Bahçesindeki çiçekler suskun ve solgundu. Beren toprağı inceledi, fakat susuzluk ya da hastalık bulamadı. Cemil Amca, her sabah çiçeklerle konuştuğunu, ancak son zamanlarda kimsenin onu dinlemediğini söyleyince Beren sessizce yanına oturdu.
Bahçede uzun süre beklediler. Rüzgâr yaprakların arasından geçti, bir arı mor çiçeğe kondu, uzakta bir serçe öttü. Sonra toprağın içinden minicik bir filiz çıktı. Cemil Amca, bitkilerin büyümesi için yalnızca suya değil, sabra da ihtiyaç olduğunu anladı. Üçüncü ışık parladı. Unutulan şey, dinlemeye ve beklemeye zaman ayırmaktı.
Beren akşam tavan arasına döndüğünde cam kayık ışıl ışıldı. Üç ışık yeşil taşın içine süzüldü. Yukarı akan nehir bir an durdu, sonra yumuşak bir şırıltıyla yönünü değiştirdi. Su tavandan aşağı indi; evin duvarlarının içinden geçip kasabanın meydanındaki kuru çeşmeye ulaştı.
Çeşmeden berrak su akmaya başlayınca kasaba halkı meydana toplandı. Rıza Usta neşeli ekmekler dağıttı, Nermin Hanım renkli bayraklar dikti, Cemil Amca da çocuklara sabırla tohum ekmeyi öğretti. Beren ise tavan arasındaki nehrin artık görünmediğini fark etti. Yalnızca tahta zeminde küçük bir su damlası kalmıştı.
O günden sonra kasabada herkes işine biraz neşe, birbirine biraz anlayış, doğaya da biraz sabır kattı. Beren ne zaman yağmur sesini duysa gülümsedi. Çünkü bazı nehirler, yollarını bulmak için taşlara değil, insanların hatırladığı güzel şeylere ihtiyaç duyardı.




