Aynasızlar Sokağındaki Ters Gülüş

Uzak ülkelerin birinde, haritalarda görünmeyen bir sokak vardı. Bu sokağın adı Fısıltısızlar Sokağı’ydı; çünkü orada kimse yüksek sesle konuşmaz, herkes düşüncelerini şapkalarının kenarına iliştirdiği küçük kâğıtlara yazardı. Sokağın en ilginç yanı ise hiçbir evde ayna bulunmamasıydı. İnsanlar yüzlerini göremedikleri için birbirlerinin gülüşünü, bakışını ve sesini daha dikkatli dinlerdi.
Bir sabah, meraklı ve becerikli Duru, büyükannesine ilaç götürmek için yola çıktı. Elindeki sepeti sallaya sallaya ilerlerken eski bir duvarın aralığından içeri süzülen mor bir ışık gördü. Işığın peşinden gidince kendini Fısıltısızlar Sokağı’nın başında buldu. Sokağın taşları yerinde durmuyor, her adımda başka bir şekle giriyordu. Bir taş yuvarlaklaşıyor, öteki minicik bir kapıya dönüşüyor, sonra ikisi de yeniden kaldırıma karışıyordu.
Duru, kapısının önünde oturan yaşlı bir kadına yaklaştı. Kadının şapkasında “Gülüşümü arıyorum” yazılı bir kâğıt vardı.
“Gülüşünüzü mü kaybettiniz?” diye sordu Duru.
“Evet,” dedi kadın. “Dün pazarda bir çocuk ayağı takılıp düşünce herkes güldü. Ben de ona yardım etmek yerine gülüşe katıldım. Çocuk üzülünce benim gülüşüm utandı ve benden ayrıldı.”
Duru bu sözleri duyunca şaşırdı. Gülüşün de utanabileceğini hiç düşünmemişti. Kadın, sokağın sonunda bulunan Tuhaflık Fırını’na gitmesini ve oradaki fırıncıdan yardım istemesini söyledi.
Tuhaflık Fırını
Fırının bacasından duman yerine renkli düğmeler çıkıyordu. İçeride, saçları unla kaplı neşeli bir fırıncı çalışıyordu. Fırıncının adı Veli’ydi ve ekmekleri yalnızca unla değil, güzel anılarla yoğuruyordu. Bir ekmeğin içine yağmur altında söylenmiş bir teşekkür, diğerine paylaşılmış bir elma, bir başkasına da yanlış anlaşılınca edilmiş içten bir özür koymuştu.
Duru, yaşlı kadının gülüşünü anlattı. Veli başını sallayıp fırının arkasındaki çekmeceden üç küçük hamur parçası çıkardı.
“Gülüşler, kaybolduklarında hemen bulunmaz,” dedi. “Önce neden uzaklaştıklarını anlamak gerekir. Bu hamurlardan birini iyiliğe, birini cesarete, birini de doğru söze dönüştürmelisin.”
Duru ilk hamurla konuşan bir kurabiye yaptı. Kurabiye, “Birini incittiğinde ne söylemelisin?” diye sordu. Duru, “Özür dileyip gerçekten telafi etmeye çalışmalısın,” diye cevap verdi. Kurabiye sıcacık bir kalbe dönüştü.
İkinci hamurdan minicik bir kuş yaptı. Kuş, “Herkes gülerken üzgün olanı fark etmek kolay mıdır?” diye sordu. Duru, “Kolay değildir ama dikkat eden biri mutlaka anlar,” dedi. Kuş, kanatlarını açıp gökyüzüne yükseldi.
Üçüncü hamur ise bir çift ayakkabıya dönüştü. Ayakkabılar, “Doğru söz bazen neden yavaş yürür?” diye sordu. Duru bir süre düşündü. “Çünkü doğru sözün yalnızca söylenmesi değil, kalpten gelmesi gerekir,” dedi. Ayakkabılar parlayarak yere yerleşti.
Sokağın Büyük Sınavı
O sırada sokakta bir telaş başladı. Şapkanın üzerindeki kâğıtlar havalanmış, herkes kendi duygusunu aramaya koyulmuştu. Kiminin sabrı bir pencerenin arkasına saklanmış, kiminin cesareti bir çiçeğin yaprağına dönüşmüş, kiminin neşesi de çatının üstünde zıplayıp duruyordu.
Duru, yaşlı kadını buldu. Tam ona doğru yürürken, dün pazarda düşen çocuğu gördü. Çocuk, sokağın ortasında sessizce oturuyor ve yırtılmış bir oyuncak balığı onarmaya çalışıyordu. Duru hemen yanına çömeldi. Balığın ipini bağladı, sonra kadını yanına çağırdı.
Yaşlı kadın çocuğa baktı ve içtenlikle, “O gün sana gülmemeliydim. Yardım etmeliydim. Beni affeder misin?” dedi.
Çocuk başını kaldırdı. “Oyuncağımı onarmama yardım edersen affederim,” diye cevap verdi.
Kadın iğne iplik getirdi, Duru da düğümü tuttu. Birlikte çalışırken çocuk önce hafifçe gülümsedi. Ardından yaşlı kadının dudaklarında incecik bir gülüş belirdi. Bu gülüş, havaya karışıp altın bir kelebek gibi uçtu ve kadının omzuna kondu.
O andan sonra Fısıltısızlar Sokağı değişmeye başladı. Taşlar yeniden sabitlendi, kâğıtlar şapkaların kenarına döndü. Evlerin pencerelerinde ayna yerine küçük renkli camlar belirdi. İnsanlar yüzlerini görmekten çok, birbirlerinin kalbini anlamanın değerini öğrendi.
Duru evine dönerken Veli ona bir ekmek verdi. Ekmeğin içinde yalnızca bir dilim vardı ama tadı herkese yetiyordu. Duru ekmeği büyükannesiyle paylaştı ve o gün anladı: Dünyadaki en ilginç masallar, tuhaf sokaklarda değil, birinin hatasını fark edip iyiliğe çevirdiği kalplerde yazılır.




