Şapkasına Sığmayan Kahkaha

Kıkırdere köyünde sabahları horozlar öter, değirmen döner, çocuklar da okul yolunda neşeyle zıplardı. Fakat köyün en ünlü sesi horozun sesi değil, belediye başkanı Paldır’ın kahkahasıydı. Paldır gülerken önce “ha” der, sonra şapkasını havaya fırlatır, şapkası yere düşünce de “hop!” diye bir kez daha gülerdi. Bu yüzden köylüler onun kahkahasına şapkalı kahkaha adını vermişti.
Bir gün Paldır, meydanda önemli bir duyuru yapmak için yüksekçe bir sandığın üstüne çıktı. Tam “Sevgili Kıkırdereliler!” diyecekti ki cebindeki üç fasulye, dengesini bozup yere yuvarlandı. Paldır fasulyeleri yakalamaya çalışırken sandık gıcırdadı, şapka havalandı, başkan da yumuşak bir saman çuvalının üzerine oturuverdi.
“Köyümüzde kahkaha fazlalığı var!” diye bağırdı.
O sırada meydandaki fırıncı Hoppala, elindeki hamurla birlikte güldü. Hamur havaya sıçrayıp Paldır’ın burnuna kondu. Köyün kedisi Mırnav, burnundaki hamuru görünce kuyruğunu salladı; kuyruk da yanındaki çanı çaldı. Çan çalınca eşek Eşref anırdı. Eşref anırınca herkes daha çok güldü.
Akşama kadar köyde öyle bir gülüşme oldu ki, tavuklar yumurtlamak yerine kahkaha attı, ördekler suya girmek yerine birbirlerinin ayaklarına basıp “vak vak” diye kıkırdadı. Paldır, gülmekten yorulunca köyün düzen görevlisi Tombik Teyze’yi çağırdı.
Tombik Teyze, yanında kocaman bir defterle meydana geldi. Her şeyi yazmayı severdi. Defterinde “salı: iki çuval un”, “çarşamba: beş yağmur damlası” ve “perşembe: bir kayıp terlik” gibi notlar bulunurdu.
“Kahkahaları sıraya koymalıyız,” dedi. “Önce çocuklar gülsün, sonra büyükler, en son da hayvanlar.”
Herkes sıraya girdi. Ancak ilk çocuk gülünce ikinci çocuk onun gülüşüne güldü. Üçüncü çocuk, ikinci çocuğun gülüşünü taklit etti. En arkadaki keçi de bu kadar düzenli bir curcunaya dayanamayarak “mee-hee-hee” diye kahkaha attı. Sıra bozuldu, Tombik Teyze’nin defteri kapanıp kendi kendine zıplamaya başladı.
“Defter bile sıraya girmiyor!” diye bağırdı Tombik Teyze.
Bu söz üzerine Paldır’ın aklına parlak bir fikir geldi. “Kahkahayı azaltamayız,” dedi, “ama onu işe yarar bir şeye dönüştürebiliriz!”
Ertesi sabah köy meydanına büyük bir tahta çark kuruldu. Herkes çarkın önünde komik bir hareket yapacak, karşılığında bir kahkaha kazanacaktı. Kahkahalar, çarkın küçük keselerine dolacak ve çark dönecekti. Çark döndükçe değirmen çalışacak, değirmende öğütülen unla da köyün en büyük çöreği yapılacaktı.
İlk olarak Hoppala, burnuna un sürüp üç kez göz kırptı. Çark döndü. Sonra Tombik Teyze, ciddi görünmeye çalışarak başına ters bir sepet geçirdi. Çark öyle hızlı döndü ki sepet havalandı ve yakındaki çamaşır ipine takıldı.
Paldır da son gösterisini yapmak istedi. Şapkasını havaya atacak, sonra zarifçe yakalayacaktı. Fakat şapka rüzgârla dönüp doğruca değirmenin kanadına kondu. Değirmen döndükçe şapka da dönüyor, Paldır aşağıda onu yakalamaya çalışırken kendi etrafında fırıl fırıl dönüyordu.
Herkes kahkahaya boğuldu. Çark öylesine hızlandı ki un değirmeni çalıştı, fırın ısındı ve akşama doğru ortaya kocaman, mis gibi bir çörek çıktı. Çörek o kadar büyüktü ki ortasına çocuklar oturup piknik yaptı; Eşref bile üzerine küçük bir havuç şemsiyesi dikti.
Paldır şapkasını sonunda yakaladı. Şapkası biraz yamulmuş, üstünde de beyaz un izleri kalmıştı. Başkan aynaya bakıp gülümsedi.
“Demek kahkaha fazlalık değilmiş,” dedi. “Doğru kullanılırsa köyü doyurur, insanları bir araya getirir.”
O günden sonra Kıkırdere’de her ay Kahkaha Günü düzenlendi. Herkes komik bir hareket yaptı, çark döndü, çörek pişti. Paldır ise şapkasını artık havaya atmadı. Çünkü şapka, her seferinde bir yerlere konuyor ve bazen de belediye sandığının içine saklanıyordu.
Yine de köyde biri “Şapkan nerede?” diye sorunca Paldır hiç düşünmeden gülüyordu. Çünkü cevabı her zaman aynıydı: “Bilmiyorum, ama kesin benden önce kahkaha atmaya gitmiştir!”
Neşenin En Güzel Payı
Kıkırdere halkı böylece komik masalların yalnızca güldürmediğini, dostları birbirine yaklaştırdığını da öğrendi. O günden beri köyde kimse kahkahasını saklamadı; yalnızca çöreğin son dilimini paylaşmayı unutmadı.




