Resimli Masallar

Lalece’nin Kıpırdayan Resim Defteri

Çiçek kokulu Kâğıtlıdere kasabasında, penceresi gökyüzüne bakan küçük bir ev vardı. Bu evde Lalece adında, gördüğü her şeyi resmetmeyi seven bir çocuk yaşardı. Lalece’nin masasında daima renkli kalemler, yumuşak silgiler ve sayfaları bembeyaz bir defter dururdu. O, ağaçların yapraklarını tek tek çizer, kedilerin bıyıklarını sayar, yağmur damlalarının yere düşerken hangi şekle benzediğini düşünürdü.

Bir sabah Lalece, büyükannesinin sandığından eski bir defter buldu. Defterin kapağında altın rengi bir anahtar resmi vardı. Sayfaları çevirdikçe resimler birbirinden farklı görünüyordu: Bir sayfada mor kanatlı bir kirpi, diğerinde şapkalı bir balık, başka bir sayfada da gülümseyen bir değirmen vardı. Fakat defterin hiçbir yerinde yazı yoktu.

“Belki de bu, resimlerle konuşan bir defterdir,” diye fısıldadı Lalece.

O gün defterin son sayfasına küçük bir ev çizdi. Evin bacasından kıvrılarak yükselen dumanın yanına da minicik bir kuş kondurdu. Akşam olup herkes uyuduğunda, odasından hafif bir tıkırtı geldi. Lalece gözlerini açınca çizdiği kuşun sayfadan çıktığını gördü. Kuş, masanın üzerinde iki kez zıpladı ve gagasıyla defterin kapağını dürttü.

“Cik cik! Renkler uyanıyor!” dedi.

Lalece şaşırdı ama korkmadı. Kuşun ardından mor kanatlı kirpi, şapkalı balık ve gülümseyen değirmen de sayfadan ayrıldı. Her biri odada küçük bir iz bırakarak hareket ediyor, sonra yeniden çizime dönüşüyordu. Lalece, bu tuhaf dostlarına Pıtırcık, Köpük ve Dönertaş adlarını verdi.

Ertesi gün Kâğıtlıdere’de garip bir durum fark edildi. Kasabanın insanları işlerini yapıyor, birbirlerine selam veriyor, fakat hiç kimse gülümsemiyordu. Fırıncı çörekleri sessizce çıkarıyor, çocuklar oyun oynarken kahkaha atmıyor, meydandaki yaşlı saat bile tik taklarını isteksizce duyuruyordu. Kasabanın ortasındaki eski taş duvar ise yıllardır soluk ve boş duruyordu.

Lalece, Pıtırcık’ın gösterdiği sayfada aynı duvarın renkli bir resmini görünce şaşırdı. Resimde duvarın üzerinde uçan balonlar, dans eden sebzeler ve birbirine el sallayan insanlar vardı.

“Bu duvarın resmi eksik kalmış,” dedi Dönertaş. “Neşenin son rengi çizilmeden kasaba eski canlılığına kavuşamaz.”

Lalece hemen kalemlerini aldı. Ancak ne çizerse çizsin, resim duvarda birkaç saniye duruyor, sonra silikleşiyordu. Bir elma çizdi; elma soldu. Güneş çizdi; güneş griye döndü. Gökkuşağı çizdi; renkleri birbirine karıştı.

Köpük, başını düşünceli biçimde yana eğdi. “Eksik olan boya değil,” dedi. “Bu resmi gerçekten paylaşmak isteyen birinin anısı.”

Lalece kasabayı dolaşmaya başladı. Kimi eski bir şarkıyı, kimi çocukluk oyununu, kimi de arkadaşlarıyla yaptığı güzel bir iyiliği anlattı. Sonunda meydanın köşesinde tek başına oturan saatçi Sedef Usta’ya rastladı. Sedef Usta, yıllar önce kasabanın çocuklarıyla birlikte o duvara resimler çizdiklerini, fakat çocuklar büyüyüp gidince duvarın sessiz kaldığını söyledi.

“Ben o günleri hatırlıyorum,” dedi. “Ama tek başıma hatırlayınca renkler geri gelmiyor.”

Lalece, kasabadaki herkesi meydana çağırdı. Fırıncı unla, bahçıvan yapraklarla, çocuklar tebeşirlerle geldi. Herkes duvara bir anısını çizmeye başladı. Birisi ilk uçurtmasını, biri yağmur altında paylaşılan şemsiyeyi, bir başkası da komşusunun kapısına bıraktığı sıcak çorbayı resmetti. Sedef Usta, duvarın ortasına kocaman bir saat çizdi; saatin her rakamının yerine bir gülümseme koydu.

Lalece ise defterindeki altın anahtarın resmini duvara ekledi. Anahtar, bütün çizimleri birbirine bağlayan parlak bir çizgiye dönüştü. Tam o anda duvar ışıldadı. Renkler sokaklara yayıldı, çiçekler başlarını kaldırdı, saat yeniden neşeyle çalmaya başladı. İnsanlar birbirine bakıp gülümsedi; ardından meydanı dolduran kahkahalar gökyüzüne yükseldi.

O geceden sonra Lalece’nin defteri yine sessizleşti. Pıtırcık, Köpük ve Dönertaş sayfalara geri döndü. Fakat defterin ilk sayfasında yeni bir resim belirmişti: Kasabanın bütün insanları el ele duruyor, ortalarında da Lalece gülümsüyordu.

Lalece o resmi hiç silmedi. Çünkü artık biliyordu: En güzel resimler yalnızca kalemle değil, birlikte yaşanan güzel anlarla çizilirdi. Kâğıtlıdere’de çocuklar bu yüzden her hafta meydana gelir, duvara yeni bir renk ve yeni bir hatıra eklerdi. Böylece resimli masallar, sayfalarda kalmayıp herkesin kalbinde yaşamaya devam etti.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu